|
Tarih: |
23 Ekim 2008 |
|
Konu: |
Geç kalma ve yetişememe |
SORU:
Ben her gittiğim yere ve randevuya geç kalıyorum. Bunların içinde istemeden gittiğim yerler de var, isteyerek gittiğim yerler de. Ama genel olarak geç kalma olayı ne ile ilgili? Bana bu konu hakkında yorum yapar mısınız?
Teşekkürler,
CEVAP:
Bilinçaltınızda “Ben yetişemem. Zamanım daralıyor. Zamanım kalmadı. Yaptığım hiçbir işi yetiştiremiyorum,” kayıtları var. Bunları çocukluğunuzdan bugüne kadar çeşitli şekillerde edinmiş olabilirsiniz. Her bir kaydınız için “Ben bunu nerede duydum?” diyerek üstbeninizle birlikte o anı dönüştürebilirsiniz. Ayrıca;
Ben işlerimi yetiştirebiliyorum.
Ben istediğim her şeyi tam zamanında yapabiliyorum.
Yapılan işlerin zamanı tam o andır.
Ben anda olmam gereken yerde olurum.
olumlamalarını beşlik halinde siz, o olana kadar tekrarlayın.
İyi çalışmalar,
Yolunuz açık olsun,
Nil Avunduk
|
Tarih: |
07 Kasım 2008 |
|
Konu: |
Emeklilik |
SORU:
Sevgili hocam,
Şöyle bir şey sormak istiyorum. Benim ödemelerine devam ettiğim özel emekliliğim var. Ben de sizin gibi bu tarz sigortalara inanmıyorum; ama serbest çalıştığım için herkes gelecek güvencem olmadığını, böyle bir emeklilik planım olması gerektiğini söylediği için girdim bu sisteme. Şu anda sistemden çıkmak istiyorum; ama herkes, “Sakın yapma yıllar çabuk geçer,” vs. tarzı beni endişelendirecek, belki de benim endişelerimi bana yansıtacak yaklaşımlarda bulunuyorlar. Bu konuya nasıl yaklaşayım?
Teşekkürler,
CEVAP:
Herkes kelimesini hayatında kullandığın ve bu kelime hayatında olduğu müddetçe, evet, o emekliliğe devam edeceksin. Önce emeklilik bitmeyecek, önce bu kelime ya da bu kelimenin anlamı bitecek. Ondan sonra emeklilik biter. Söylediğim şeyleri tersten anladığınız noktalardan biri de bu.
İyi çalışmalar,
Yolun açık olsun,
Nil Avunduk
|
Tarih: |
21 Ocak 2009 |
|
Konu: |
Neden yaşıyoruz? |
SORU:
Evrenin akışına güven duymayı anlatır mısınız?
Evrene, insanlara, dışarıya dönük güvensizliğin temel kaynağı nedir?
Teşekkürler,
CEVAP:
Bizler bu hayata içimizdeki olumsuz enerjilerimizi ve kayıtlarımızı fark edip onları sevgiye dönüştürmek için geldik. Yaşadığımız her olay, içimizdeki olumsuz enerjileri göstereceğine göre, yani içimizi dışarıda görüp anlayacağımıza göre dışarıda güvenemeyeceğim hiçbir şey yok. Evren bana yaşattığı her şeyle, “İçinde bak şu nokta var, bunu gör ve sevgiye dönüştür,” diyor. Yani dışımdaki olaylar bana, beni yerle bir etmek için gelmiyor. Dışarıdaki her olay bana, “Anladım, bunu sevgiye dönüştüreceğim,” demem için geliyor. Demek ki, ben evrenin akışında güvendeyim ve evren tarafından seviliyorum.
Ancak, biz yaşadıklarımızı kabul edemediğimiz ve yaşadıklarımızın altındaki dili çözemediğimiz için acıya dönüştürüyoruz. Her direnç yaptığımız olay acıya dönüşür.
Karşıma gelen her olayı önce kabulle başlayacağım (“Şu anda yaşadığım her şeyi tam olduğu haliyle kabul ediyorum”). Sonra “Bu olay benim hangi korku düğmeme bastı?” diye sorarak korkularımı bulacağım ve bu konuyla ilgili olumlamalarımı, beşlik olumlama tekrarı şeklinde çalışacağım. O zaman evren benim için hedefine ulaşmış olur. Bu durumda bana bu olayları yaşatan insanlar da benim için güven demek zaten…
İyi çalışmalar,
Yolun açık olsun,
Nil Avunduk
|
Tarih: |
30 Ocak 2009 |
|
Konu: |
Söz Vermek |
SORU:
İyi akşamlar Nil Hanım,
Benim bugün başıma gelenleri size aktarmak istedim. Ben sabah evden çıkarken anahtarımı kapının dışında unuttum. Ondan sonra, görmek istediğim kişinin bugün izinli olduğunu öğrendim. Ardından ofise gitmek için yola çıktığımda arabam bir anda acayip bir gürültü ile durdu ve ancak çekici ile oradan servise alınabildi. Fakat uzun bir süredir, araba sürekli olur olmaz yerlerde arıza veriyordu; ancak bir problem yokmuş gibi tekrar çalıştırıp yoluma devam ediyordum. Dili olsa konuşacak da ben pek anlayamadım bu durumu.
Teşekkür ederim,
CEVAP:
Bu yaşadığın olay sabahtan beri senin başka bir yerde başka bir şey yapıyor olman gerekirken aklınla yönlendiğini gösteriyor. Şu anda evrende öyle bir enerji başladı ki, aklımız hiçbir sorunun çözümünde işe yaramaz, sadece o andaki doğrularımızı üstben dediğimiz içimizdeki sesten alabiliriz. Ona da çok rahat ulaşabilmen ve andaki sorularının cevabını alabilmen için korkularını çok güzel tespit etmiş ve her birini sevgiye dönüştürmüş olman gerekir. Zihnindeki tüm olumsuz düşünce, inanç ve kayıtlara karşılık, olumlamalarını içine sindirmiş ve zihnindeki olumsuz düşüncelerin tümünü dönüştürmüş olman gerekir.
Aklımızın işe yaramadığı bir devre girdik artık. Bunu kabul etmek çok zor olsa da bunu yapmak için içini açman lazım. Eğer sabah sorsaydın “Bugün ben nelere söz verdim? Kimlerle neler konuştum ve bugün için neler yapacağım, dedim?” diye, o zaman o günün programını daha evvel önemsizmiş gibi yaptığın konuşmalarla, başka yerlere kurduğunu hatırlayacaksın.
Yaşam içinde ağzımızdan çıkan her cümle, zihnimizden gelen her düşünce bir yaptırım olarak o tarihte oraya gidiyor ve orayı yaratıyor. Biz o anda orada değilsek, sözümüzde durup onları yapmamışsak, başka yerdeysek evren bizi orada algılamıyor ve bütün aksilikleri yaşayabiliyoruz. Sen de yaşadığın bu olayda kimlere, nelere, ne şekilde söz verdiğini bul. Senin o günkü doğrun neydi? Ve niye onları yapmamıştın? Ve niye o sözleri vermiştin? Hepsinin altından sana bunu yaşatan korkuların çıkacak.
İyi çalışmalar,
Yolun açık olsun,
Nil Avunduk
|
Tarih: |
04 Mart 2009 |
|
Konu: |
Fotoğraf çektirmek |
SORU:
Nil Hanım merhabalar,
Fotoğraf çekmek ve çektirmek ne demektir? Neden fotoğraf çektiririz? Anda kalamamak mıdır? Geçmişe mi takılmaktır?
Bunu tam anlamak istiyorum çünkü bir buçuk ay içinde inşallah evleniyorum ve herhalde düğünde hiç çektirmediğim kadar fotoğraf çektireceğim.
Bir de artık düğün günü sabahtan nikah anına kadar bütün hazırlıklarınızı da fotoğraflayarak belgesel haline getiriyorlar… Bunu yaptırsam mı yaptırmasam mı diye düşünürken fotoğraf çektirmenin tam ne demek olduğunu sorgulamaya başladım.
Lütfen bu konuda beni aydınlatır mısınız?
Çok teşekkür ederim.
Herkese sevgiler…
CEVAP:
Biz yaşadığımız güzel anların fotoğrafını çektiririz. Kavga ederken, küserken, birbirimize hakaret ederken poz vermeyiz resim çektirmek için. Demek ki, güzel anlarımızı çok fazla yaşayamayacağımıza inanıyoruz. Ve zaten de onların sayısı her zaman daha azdır. Her anını düğün gibi yaşayabileceğini bilsen, sadece o düğünün bu kadar fotoğrafını çekmeyi sen de düşünmezsin. Bu senin doğal halin olur; her gün, her saniye resim çektirmediğin gibi.
Şu anda daha korkularla yaşadığın için, olumsuz zihinlerle yaşadığın için tabii ki fotoğraf çektirmeye devam edeceksin. Evlenmeyi nasıl istiyorsan fotoğraf çektirmeyi de isteyeceksin. Bu, şu an için senin doğrun. Ama bir zaman sonra bütün korkuların bittiğinde, olumsuz zihinlerin bittiğinde, her anını düğün güzelliğinde yaşadığında zaten buna gerek duymayacaksın. Resimleyeceğin özel bir anın olmayacak. Her anın resimlediğin anlar kadar güzel olacak. Ama o gün, bugün olmadığı için şu anda resim çektirebilirsin.
İyi çalışmalar,
Yolun açık olsun,
Nil Avunduk
|
Tarih: |
04 Mart 2009 |
|
Konu: |
Bilim |
SORU:
Bizim varoluşumuzda rollerimizi seçtik, seçildik ve düşünce enerjisi olarak geldik. Bunun asıl bilimsel açıklaması nedir?
CEVAP:
Ben bilime olan inancımı bitirdiğim için ve her sorumun cevabını kendi içimdeki üstbenden aldığım için bu sorunuzun bilimsel açıklamasını bilmiyorum.
Dünyada var olan her sorunuzun evrensel doğru cevabı sizin içinizdeki üstbenden gelir. En basit tarifiyle içiniz, evrenin ansiklopedisidir. Siz bana bilimsel diye tarif ederek soru sorduğunuzda, benim içimdeki sonsuz cevaplara sahip olan üstbenimin ansiklopedisini bırakıp dışımdan gelen, sık sık değişen küçük bir kitaptan cevap vermemi bekliyorsunuz.
Bilim dediğiniz ve dıştaki cevaplar dediğiniz her şey, her yıl değiştiği ve her geçen gün birbiriyle çeliştiği için ve sıkıştıkları zaman da cevabı bulamayıp havada kaldığı için birlikte yaşadığım otuz tane korkumu sevgiye dönüştürdükten sonra, bilime duyduğum inancı ve ihtiyacı bırakarak bütün sorularımın cevabını üstbenimden almaya başladım.
Sıkıştığınız ve dışarıda cevap bulamadığınız her an, size tavsiyem, derin bir nefes alıp vermeniz ve sonra yüksek sesle çok basit bir hale getirerek sormak istediğiniz soruyu sormanızdır. Cevabı içinizden gelecektir. Cevabı dışarıda değil, içinde bulacaksın.
Ayrıca, bir tavsiyem de konulu seminer CD’lerimden Üstben seminerini alıp dinlemeniz.
İyi çalışmalar,
Yolun açık olsun,
Nil Avunduk
|
Tarih: |
14 Mart 2009 |
|
Konu: |
Aynalar, Geçmişe tutunma, Pişmanlık, Arkadaşlar |
SORU:
Herkese iyi akşamlar,
Hocam,
Aşağıda son zamanlarda kafamı karıştıran üç sorumu sıraladım. Bu konulara açıklık getirip nasıl bir bakış açısı geliştirmem gerektiğiyle ilgili yol gösterebilirseniz çok sevinirim:
1- Karşımızdaki insanların bizi kızdıran, üzen davranışlarının bize aynalık ettiğini ve aslında bizim o huylara sahip olduğumuzu anlamamız gerektiğini biliyoruz. Peki, karşımızdaki insanların hoşumuza giden, bizi mutlu eden huyları da bize aynalık ediyor mu aynı şekilde? Mesela biz kişi için, “Ne kadar da düşünceli bir insan” diye övgü sarf ettiğimizde, bu da bizim aynamız mıdır?
2- Hepimizin olduğu gibi, benim de ilkokulda, lisede ve üniversitede samimi olduğum, hemen her gün günümü paylaştığım yakın arkadaşlarım vardı. Fakat daha sonra iş hayatı, evlilik, çocuk veya başka yerlere taşınma vs. derken arkadaşlarımın çoğuyla irtibatım sürekliliğini kaybetti. Aslında bu kopmaların bir sebebi hayat yoğunluğumuz olmakla beraber, bunun bazı arkadaşlarımın bu iletişimi sürdürmekte benim kadar hevesli olmayışlarından kaynaklandığını da bir süre sonra fark ettim.
Onlar sanki eski güzel arkadaşlıkları sürdürmek için emek sarf etmek istemiyorlardı. Bunun sonuçta tek taraflı bir çabaya dönüştüğünü hissedince ben de bir süre sonra emek sarf etmeyi bıraktım. Fakat bu beni her zaman için için rahatsız etti. Sanki hep geçmiş samimi arkadaşlıklarımda bir şeyler yarım kalmış, geçmişte o güzel arkadaşlıklarda yaşanan hiçbir şeyi bugüne taşıyamamışım, sanki ben de görüşmeyi sürdürmek için yeteri kadar çabalamamışım gibi hissediyorum. Mesela liseyi bitireli beri hiçbir zaman, o zamanki gibi içtenlikle eğlenip kahkaha attığımı, gülmekten karnımın ağrıdığını hatırlamıyorum.
Sanki insanlar geçmişteki arkadaşlıklarının peşini bırakınca bir bakıma geçmişlerini de yok etmiş gibi olmuyorlar mı? Sizce ne yapmalıyım? Eski arkadaşlarımla bağlantı kurmak için daha çok çaba harcamalı mıyım? Sanki hiçbir şey eskisi gibi olmayacak…
3- Bende bir de yıllar boyunca kendi hayatımla ilgili attığım adımlarla ilgili “pişmanlık” duygusu çok var. Yani sonuçta o ya da bu şekilde aldığım kararlar, attığım adımlar sonucu hayatım hiçbir zaman kötü bir hal almadı; ama nedense geriye dönüp bakmayı, “Ben neden bunu daha önce düşünemedim, neden bu adımı daha önce atmadım, neden belli bir şey için bu kadar vakit kaybettim, bazı şeyleri neden başkaları görürken ben göremedim, neden başkaları belli şeyleri yaparken ben yapmadım?” gibi soruları kendime sık sık sorma ve sık sık yakın geçmişimin bir bilançosunu çıkarma huyum var.
Kendimi ancak bu şekilde onaylamaya, kendime karşı haklı çıkarmaya çalışıyorum. Bu mükemmeliyetçiliğimden mi kaynaklanıyor? Bu konuya nasıl yaklaşmamı önerirsiniz?
Yardımlarınız için çok teşekkürler.
CEVAP:
1- Karşıdaki kızdığın öfkelendiğin her şey, her zaman aynalık değil. Karşındaki insanın yaptığı bir hareket seni hiç tarifsiz direkt öfkelendiriyorsa ve kızdırıyorsa o kişi senin korku düğmene bastı demektir. Eğer sen karşındaki insanın bir hareketini bir tarifle dile getiriyorsan o tarif senin aynandır.
Düşünceli insan olarak tarif ettiğin ve özendiğin her şey sende de var olan, ama dışarıya çıkarmaya korktuğun ya da görmezlikten geldiğin güzel aynalarındandır. Sorduğun “düşünceli kişi” kelimesi senin aynan değil, karşındaki insanların, senin korkunu mutlu etmek için korkularının istediği şekilde davranan kişi olduğu demek. Korkunu mutlu etmediği zaman da “düşüncesiz kişi” olur.
Şu soruyu sorabilirsin: “Karşımdaki insan düşünceli olmazsa ben kendimi nasıl hissederim?” Kendine bu soruyu sorarak altındaki korkuyu bulabilirsin.
2- Yaşam bir akış ve değişimdir. Sen bu tarifinle akan bir nehir üzerinde giderken yandaki çalılara tutunup onları bırakmamaya çalışıyorsun. Bunu yaparsan ellerin yırtılır. Halbuki yaşam senin önüne her an yeni şeyler getirecek. Eskiler de akıp gidecek. Sen hepsine birden tutunmak istiyorsun. Geçmişinle var olma çabanı bırak. Hayat akacaksa akar, durdurmaya çalışma. Hem yorulursun hem yaralanırsın.
Şimdi şu soruyu soracaksın: “Neden geçmişimle var olmak istiyorum? Yarım kalmış hissini daha evvel nerede yaşadım? Hayatta benim için neler yarım kalıyor? Geçmişteki resimlere bakarak geçmişteki günleri konuşarak hangi korkumu mutlu ediyorum?” Bu noktada korkularını bulacaksın. Korkularını dönüştürüp onların bilinçaltı olumlamalarını çalışacaksın.
3- Yaşam içinde verdiğin kararları kimin için verdiğini ve yaptığın her şeyi kimler için yaptığını bul. Eğer sadece kendin için yapıyorsan o zaman verdiğin kararları ve yaptığın hareketleri başkasının onaylaması gerekmez. Ama verdiğin karar ve yaptığın hareketleri başkaları için yapıyorsan o zaman onlardan onay beklersin. Ve onlar da seni onaylamaz ve kalakalırsın. Başkaları için verdiğin ve yaptığın her kararı kendi içine döndür. Bunu yapamazsan eğer, altındaki korkuları bul.
İyi çalışmalar,
Yolun açık olsun,
Nil Avunduk
|
Tarih: |
15 Nisan 2009 |
|
Konu: |
Dini eğitim ve hayvanları öldürmek |
SORU:
Sevgili Nil Hocam,
Birinci sorum:
Annem normalde başörtüsü takan biri olmamasına rağmen TV’deki kandil gecelerinde, başörtüsü takıp Arapça olarak anlamadan dinlerdi. Bir keresinde çocuk halimle benim de başıma örtü takıp dinlemeye zorlamıştı. Ben şu anda bile TV’de mevlut vs. görsem çeviriyorum. Bunu neden yaşadım? Nasıl dönüştürebilirim?
İkinci sorum:
Deri ayakkabı ya da deri ceket giymek yine hayvanların katledilmesine neden oluyor, sizin fikrinizi öğrenebilir miyim?
CEVAP:
Birinci sorun için:
Çocukluğundan bugüne kadar din konusunda aile içinde nasıl bilgiler aldığını ve bunlar hakkındaki düşüncelerini kontrol et. Sana uyan bir şeyler varsa bunu uygulayabilirsin. Sana uymuyorsa neden uymadığına bak. Başkasının yaşantısına ve seçimlerine saygı duymanı tavsiye ederim. Sen kendinde beğenmediğin şeyleri değiştirebilirsin ve yapmamayı seçebilirsin. Diğer kişilerin fikirlerine de saygı duyabilirsin.
İkinci sorunun cevabı:
Ayakkabı yapmak için hayvanları öldürmüyoruz. Yemek için öldürülen hayvanların arta kalan (yiyemediğimiz) bölümlerinden ayakkabı yapıyoruz. Derilerini de yiyebilseydik ayakkabı da giyemeyecektik.
İyi çalışmalar,
Yolun açık olsun,
Nil Avunduk
|
Tarih: |
17 Nisan 2009 |
|
Konu: |
Beslenirken çıkarılan seslerden rahatsız olmak |
SORU:
Merhaba Hocam,
Eşimin sakız çiğnerken, yemek yerken ses çıkarmasından rahatsız oluyorum. Bu durumda kendimi değersiz hissediyorum, başka bir şey var mı? Yardımcı olur musunuz?
CEVAP:
Genç kızlık çağlarındaki eş tariflerini bir kere daha gözden geçir. Kendi eşini bu tarifin nerelerine uyduruyorsun? Onun beğenmediğin taraflarını, hayaline uymayan taraflarını neden göz ardı ederek hangi korkuların için evlendin? Bütün bunları fark edip sevgiye dönüştürdükten sonra eşini her haliyle kabul edip onun her haliyle güzel olduğunu algılayacaksın.
İyi çalışmalar,
Yolun açık olsun,
Nil Avunduk
|
Tarih: |
17 Nisan 2009 |
|
Konu: |
Yenilmek nedir? Hayırlı olan nedir? |
SORU:
Merhaba Nil Hocam,
Size iki sorum olacak. Şimdiden çok teşekkür ederim.
1- İçsel çalışmalarımı yaparken kendime, içimdeki sevgiye, Reiki’ye ve Allah’a inançsızlık yaşıyorum. İstediğim şeyleri hayatıma getirdiğim anlarda bile kızgınlık yaşıyorum, kendime kızıyorum. Dün yaptığım bir çalışmada “yenilmeyi kabul etmem” durumunda yolumun açılacağını hissettim. Sonrasında kitaplardan bunu okumaya niyet ettim, hepsinde yenilmeyi kabul ile ilgili kısımlar vardı, ancak tam içime oturmadı, yenilgiyi kabul nedir? İnançsızlıklarımı nasıl sevgiye dönüştürebilirim?
2- Niyet yaparken “Hakkımda hayırlısı ise olsun” diyoruz, ancak evrende zaten her şey bizim hayrımıza değil mi? Hayırlı ya da hayırsız diye bir şey var mı? Bu konuyu içime oturtamadığım için size sormak istedim. İstediğimiz her şeyi yaşamaya Allah zaten izin veriyorsa bu ayrım olmalı mı?
Sevgiler,
CEVAP:
1- Yenilmeyi kabul etmeyi en basit şekilde şöyle tarif edeyim. Sen, kendini bildiğin andan itibaren her ne yapıyor isen, bir başkasından daha iyi olmak ve başkalarına kendini kabul ettirmek için yapıyorsun. Bu, evrendeki dualitenin oyunudur; zaten sadece bunu bilirsin. Bu oyunun içinde yaşarken muhakkak hep birilerini yenmen, birilerinden daha iyi olman ve hayal ettiğin her şeyden daha mükemmeliyle karşılaşmandır senin içindeki bekleyiş. Her “Olmuyor” veya “Olmadı ki” dedikten sonra “Şimdi olacak!” diye yeni bir adım atarsın ve “Olmadı ki…” cümlelerini “Başkalarının yüzünden olmadı!” cümlesine çevirirsin ve sana göre herkes kötüdür ve herkes haksızdır ve haksızlığa uğramışsındır.
Halbuki, bu dualite oyununun içinde oynarken 7 milyar insanın da senin gibi olduğunu düşün. Herkese kendi haklılığını, kendinin doğru olduğunu ispat uğruna yaşar ve bunun için çabalar; fakat her çaba sonunda boşa gider, çünkü sen, senin için haklı olabilirsin ama bir başkası için haklı olamazsın.
Buradaki yenilgi, “Ben benim için haklıyım, sen senin için haklısın,” diye düşünebildiğin andır. Aslında yenilgi gibi gözükür ama senin kazanmandır. Bir oyuncağın iki ucundan çekiştirildiğini düşün, ilk bırakan o an için kaybetmiş gibi gözükür ama bıraktığın için önüne yeni bir şans gelir. Onun için ilk bırakan kazanır, ilk yenilen kazanır. Bu bir yenilgi gibi gözükür; ama bütünde baktığın zaman deneyimin dönüşümüdür ve senin kazancındır.
2- Herkesin evrensel planında o gün nerede olacağı, neleri dönüştürmüş ve neleri yaşıyor olacağının planı var. Bu planın dışındaysan ve bambaşka uç noktalara gittiysen yaşadığın şey, tabii, o an senin hayrına değilmiş gibi gözükse de oradan alacağın deneyim seni tekrar ana yoluna iteceği için, o sonunda, senin için hayırlı gözükür. Ama başında fark edip “Benim hayrıma mı?” değil de “Şu anki benim doğrum mu?” diye sorsan, o zaman ana yoldan yan yollara o kadar uzaklara sapman ve tekrar geri dönmen gerekmez.
İyi çalışmalar,
Yolun açık olsun,
Nil Avunduk
|
Tarih: |
7 Mayıs 2009 |
|
Konu: |
Söz verme, söz alma |
SORU:
Nil Hocam Merhaba,
“Söz verme” enerjisi hakkında biraz bilgi verebilir misiniz? Bu aralar sürekli gerekli gereksiz yere söz verdiğimi fark ettim. Sizin yalan söyleme sahneleriniz gibi iştahlı iştahlı sözler vermek geliyor içimden. Burada hayata bağlanma gibi bir enerjimi hissediyorum, ancak bir de sizden dinlemek isterim. İnsanlar neden söz verir?
Teşekkürler,
CEVAP:
İnsanlar geleceklerini garantiye almak duygusuyla ve korkusuyla söz verirler ve söz almak isterler. Senin söz verme enerjinin bitebilmesi için önce kimlerden ne söz almak istediğinin listesini yap ve bugüne kadar kimlerden söz aldığını bul, sonra da onun altındaki korkuları bul.
Sen söz almayı bitirdiğin zaman, söz vermen de bitecek. Söz vermeyi bitirmeye odaklanırsan bunu yapamazsın. En yakın çevrenden başlayarak kimlerden, ne sözler aldığın veya almadığın hangi sözlerin seni rahatsız ettiği sorusunu sor kendine.
İyi çalışmalar,
Yolun açık olsun,
Nil Avunduk
|
Tarih: |
21 Mayıs 2009 |
|
Konu: |
Kaza, Aldatılma, Aşk-İlişkiler |
SORU:
Hocam Merhaba,
Dışarıda gördüğümüz bir kaza bize içimizdeki hangi enerjiyi gösterir? İki gün önce evimizin önünde, apartman görevlisine araba çarptı. Kırıklarla atlattı. Konuştuğumda da ev temizliğine gittiğini ve “Oradaki camları nasıl silecektim? Ben ondan korkuyordum, başıma bu geldi!” dedi. Ben onun enerjisini anladım. Fakat, “Bu bana neyi anlatmakta?” diye sorduğumda içime, “Yok olma korkunu çalış” dedi. Sizce doğru yolda mıyım, yoksa daha fazlası mı var?
İkinci sorum, duygusal ilişkilerdeki aldatma ile ilgili. Seminerlerinizde “Erkekler sizi aldatır enerjisinde iseniz bunu yayarsınız ve sonunda sizi aldatır,” demiştiniz. Fakat başka bir seminerde bir anlatımda “Zaten aldatıp aldatıp gidiyorlar” dediniz. Bu beni düşündürdü. Buradaki çelişkiyi anlayamadım.
Üçüncü sorum, ilişkilerdeki kişilerin birbirine verdiği öncelikle ilgili. Birkaç hafta önceki seminerde aşk konusunda “Eğer öncelik başkasındaysa o gerçek sevgi ve aşk değildir,” dediniz. Ama daha önce bu konuları konuşurken “Eşlerinizi biraz rahat bırakın, siz istediğinizi yapın o da istediği, başka hobilerini ya da istediklerini…” gibi bir konu geçti. Bundaki denge nedir? Bu konuda da çelişkiye düştüm. Bu konuları anlamama yardımcı olursanız sevinirim.
Sevgiler,
CEVAP:
1- Kazayı bir kağıt kalem alarak tarif et ve bir kaza yaşayan bir kişinin neler hissettiğini tarif et. Bunu yaptıktan sonra tarifi okuyup oradaki bazı kelimelerin sende uyandırdığı etkileri göreceksin. İşte senin ilerleyeceğin, yani kendinde fark edeceğin nokta, o yazıp tespit ettiklerin olacak.
2- Burada çelişki yok. İnsanlar çoğunlukla zaten aldatılacağı inancıyla gezdiği için aldatılıp duruyorlar. İçinde hangi enerji varsa o enerjideki olayları yaşarsın. Yani dışarıdaki insanların nasıl davranacağını sen içindeki enerjiyle yaratırsın. Bunun için, içini değiştirerek dışındaki hayatı güzelleştirebilirsin.
3- Evet, bir seminerimde, bir kişinin sorduğu soruda, sevgilisine telefon açtığında karşısındakinin “Ben spor yapacağım, seninle ilgilenemem!” deyip telefonu kapattığını, genelde ilgisiz davrandığını belirtmişti ve ben de “Sizin yaşadığınız aşklar da aşk mı? Ben aşık olduğumda körkütük sarhoş gibi olurdum ve karşımdakinden başka gözüm hiçbir şeyi görmezdi, önceliğim sadece o olurdu,” demiştim.
Yine başka bir seminerimde de “Sevgilimin hep benimle ilgilenmesini istiyorum, hep yanımda olmasını istiyorum, ama o da ‘Beni boğuyorsun’ diyor?” tarzında bir soruya da “Eşlerinizi rahat bırakın, o kendi istediklerini yapsın, hobilerini yapsın, sen de kendi istediklerini yap,” şeklinde cevap verdim.
Bu iki cevabı okuduğunda şunu fark etmiş olman lazım. Birinci cevapta ben ne kadar özveride bulunduğumu anlatıyordum. İkinci cevapta yine büyük bir özveriden bahsediyorum, seviyor ve aşıksan onun kendi hobilerine izin ver ve bundan da mutsuz olma ve şikayet etme. Eğer şikayet ediyor isen ve mutsuzsan sevmiyorsun ve aşık değilsin demektir.
Fakat asıl noktaya gelelim: Bütün bu benim yaşadıklarım da dualitenin, yani dünya oyunun içindeydi. Sizlere seminerlerimde “Oyun bitti, güç devri bitti, sevgiye geçiş başladı!” derken bir kişinin, bir başka kişiye yaslanmadan kendi içinde tam ve bütün oluşunu anlatıyorum ve çalıştırıyorum, yani başkalarına aşık olduğumuzu ve sevdiğimizi zannettiğimiz devir de bitti.
O anlatımım oyun kuralları içinde doğru, ama şimdi için geçerli değil. Ben şimdi aşık değilim, şimdi başka bir insanın yolunu gözleyerek yaşamımı sürdüren bir kişi değilim ve artık bunun yaşanamayacağını da biliyorum; çünkü evrende bu enerjiler bitti. Herkesin kendi içinde kendini tam ve bütün hissetme devri başladı. Bu noktaya gelip bunu öğrenen kadar sağa sola çarpıp acı çekeceksiniz, üzüleceksiniz ama sonunda bütünlüğünüzü fark edeceksiniz.
İyi çalışmalar,
Yolun açık olsun,
Nil Avunduk
|
Tarih: |
27 Mayıs 2009 |
|
Konu: |
Teslimiyet |
SORU:
Teslimiyeti anlatır mısınız? (Örneğin evrene, üstbene nasıl teslim olunur?)
Teşekkürler,
CEVAP:
Teslimiyet evrenin senin için yarattığı plana güvenmek ve o yolda inançla yürümektir. Bu yolda yürümek için seni engelleyen korku enerjilerini ve negatif bilinçaltı kayıtlarını dönüştürmeni tavsiye ederim.
Senin üstbenine, evrene teslim olabiliyor olman için ona güvenmen gerekir. Ona güvenmeni engelleyen tüm korku enerjilerini dönüştürdüğünde ona güvenir hale gelirsin ve evrenle dost olursun. Evrenle her an irtibat halinde yaşamak için içindeki sese kulak verir şekilde yaşıyor olman gerekir. Sen onunla (içindeki özle) irtibat halinde olduğunda her an onunla birlikte hayatta akar hale gelirsin. Bu akış senin yolunda rahat ve kolay bir şekilde yaşamana sebep olur.
Teslimiyet, evrene güvenle kendi içsel yolculuğunda ilerlemektir. Yaşadığın olaylar neticesinde evrene direnç göstermek yerine iç sesine sorup kabule geçmektir. Sen yaşadığın her olaydaki kendini kabule geçtiğinde, zaten evrenle birlikte akarsın, evrenle bir olmayı yaşarsın. Senin şu an için yapabileceğin “Ben içimdeki evrene güveniyorum. Ben evrenin benim için yarattığı plana güveniyorum. Ben kendi içimdeki evreni dinlemeyi seçiyorum. Ben kendi içimi seviyorum,” olumlamalarıdır.
Bu şekilde hem sen kendini evrene yakın hissedersin hem de evrene güvene geçersin. Sen evrene güvendikçe içindeki sevgi enerjisinin ortaya çıkmasına izin verirsin ve bu şekilde sevgi ve kabulle yolunda ilerlersin.
İyi çalışmalar,
Yolun açık olsun,
Nil Avunduk
|
Tarih: |
27 Mayıs 2009 |
|
Konu: |
Aile yanından yeni bir eve çıkmak |
SORU:
Hocam niyetlerimi fazla mı yüksek ve hızlı tuttum acaba? Çünkü aylardır her şey bana güm güm geliyor, mesela yalanı bitirmeye, kendimi açığa çıkarmaya niyet etmişim. Notlarımda buldum ve bu arada ailemden sakladığım her şey açığa çıktı. Deneyimler üzerime kaldıramayacağım kadar ağır geliyor, mesela ailemden özgürleşmek istedim, ev tuttum. Şu anda o evde oturamıyorum, ev soğuk oldu, aylarca ben 41 derece ateşle hastaneye gittim. O evin harcamaları, yapılması gereken işler, nasıl yapacağımı düşünüyorum, her şey çok ağır geldi üzerime ve kendimi sıkışmış hissediyorum. Ne yapabilirim?
Teşekkürler,
CEVAP:
Eve çıkma niyetinle ilgili ailene öfke enerjilerini fark etmen, hangi korkularla ve nelerden kaçarak evden çıktığını bulman ve o andaki tüm korkularını ve niyetlerini sevgiye dönüştürmen lazım. Bunun için ayrıca, ailenle olan tüm aynalıklarını ve çocukluktan bugüne kadar yaşadığın tüm öfkeli anlarını bulup sevgiye dönüştür.
Yani bu çalışmaları yaptığın zaman evden kaçar gibi çıkmayacaksın, arkandaki tüm enerjileri sevgiye dönüştürdüğün için gittiğin ev sana huzur ve mutluluk verecek.
Daha sonra yalnız yaşamakla ilgili tüm bilinçaltı kayıtlarını bul. Yalnız yaşayan bir kadın olmak sana ne ifade ediyor? Nasıl insanlar yalnız yaşar? Bir evin soğuk değil de sıcak olması için içinde neler olması lazım diye biliyorsun? Sen bu yaşta aslında kendine nasıl bir hayatı hayal etmiştin ve şu anda nasıl bir hayat yaşadığını düşünüyorsun?
Tüm bu zihinlerini bulur, altındaki korkularını da fark eder ve onları çalışıp dönüştürebilirsen evle ilgili enerjilerini de sevgiye dönüştürmüş olursun.
Niyetlerimizi yaptığımız noktada aslında evren bizi o niyetlerimize taşımak için küçük küçük dönüştürmemiz gereken konuları da önümüze getirir. Çünkü niyetimizle buluşmadan önce, o niyetin gerçekleşeceği noktayla ilgili aslında bizlerin birçok olumsuz zihni, inancı veya geçmişteki yaşanmışlıklardan gelen enerjilerini temizlemesi gerekir. Sen bu pıt pıt’ları kaçırıp enerjilerini dönüştürmediğin için o niyetlerinin pat pat’ları önüne geldi. Olsun sen onları da geçebilirsin.
İyi çalışmalar,
Yolun açık olsun,
Nil Avunduk
|
|
|
|
Tarih: Konu: |
10 Haziran 2009 Seçimler, oy verme ve aynalar , iş |
SORU 1:
Nil Hanım Merhaba,
Oy kullanmama sebebiniz nedir? Her Türk vatandaşı seçme özgürlüğüne sahipse, hangi partiye isterse oyunu kullanmalı. Her ne kadar kendi inancınızla “Ben kendimi ancak kendim yönetirim. Ben bana inanıyorum. Ben partiye bağlı değilim,” olumlamaları mı yapılıyor da oy kullanılmıyor? Ülkemizi yöneten bir hükümet var, bu ülke bir şekilde bir parti iktidarında yönetiliyor. Siz hangi inançla oy kullanmıyorsunuz? Gerekçenizi merak ediyorum.
Teşekkürler,
CEVAP 1:
Ben oy kullanmıyorum; ama sizin zannettiğiniz gibi “Beni kimse yönetemez, ben beni yönetirim,” inancıyla değil. Dünyayı bir tiyatro sahnesi gibi düşünürsek çeşitli roller vardır. Bu roller Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı, Milletvekilliği, Valilik, Belediye Başkanlığı, Muhtarlık, patron, memur, iş adamı, baba, anne, çocuk gibi rollerdir. Herkes bu rollerden birinde rolünü oynamak ister. Kimin hangi rolü oynayacağını kendisi seçer ve o rolü de en çok isteyen ve inanan alır. Benim “Seçemem kimseyi” dememdeki sebep budur. Kim hangi rolü istiyorsa ben o kişiyi yürekten onaylıyorum. İnanan seçilir ve inanan yönetir ve ne güzel. Yani bir rolü alan kişi oraya benim seçimimle gelmiyor ve sizlerin seçimiyle de gelmiyor. Kendine çok inandığı için ve o role çok inandığı için kendi kendini seçtiriyor. Yani bir insan seçim sırasında kendine ne kadar inanıyorsa ve seçileceğine ne kadar inanıyorsa karşısında onu seçenler de “Evet, biz de sana inanıyoruz,” diye ona, onun kendine inandığı kadar oy verirler.
Demek ki, seçimi kazanan kişi halkın sayesinde kazanmıyor, kendi inancı sayesinde kazanıyor. Seçimi kaybeden kişi de halkın sayesinde kaybetmiyor, kendi kendine inanmadığı için kaybediyor. Çünkü evrende tek bir kaide vardır; ne ekersen onu biçersin, yani dışarıya ne enerji yollarsan onunla karşılaşırsın.
İyi çalışmalar,
Yolun açık olsun,
Nil Avunduk
SORU 2:
Cevabınız için teşekkür ederim. Benim tatmin olabileceğim bir cevap değil… Siz gerçi, “O da öyle güzel…” diyorsunuzdur.
Nil Hanım, siz bir yemeği seçerken “Ben bugün sebze yemek istiyorum,” deyip o yemeği yapıyorsunuz veya restorana gidip ısmarlıyorsunuz. “Bugün önüme ne gelirse kabul,” demiyorsunuz, sonuçta et yemiyorsunuz. Yani seçim yapıyorsunuz, tercih ediyorsunuz öyle değil mi? “Bu benim önüme geldi, yürekten onaylıyorum,” demiyorsunuzdur.
Yemeğinizi, kıyafetinizi, arkadaşlarınızı, evinizi, ortamınızı, arabanızı, hatta renginizi seçerken, oyunuz için partiyi niye seçmiyorsunuz? Sizin düşüncenize uyan bir parti mi yok? Haberlerden ülkemizin gerçeklerinden kopamayız değil mi? Biz bu ülkede dünyada geldik, bir sebebi var; elimiz kolumuz bağlı olmasak sizler gibi medeni güzel insanlar oy verse ne güzel olurdu.
Ben sizin görüşlerinize, inancınıza saygı duyuyorum; çünkü bana da fikirlerinizi hayata geçirmeme kılavuzluk yaptınız ama bu konuda ben çok takıldım… Ne çalışmamı önerirsiniz?
Sevgiler,
CEVAP 2:
Senin için önereceğim çalışma aynalık olacak. Sana tavsiyem, eline kalem kağıt alarak “Ben şu anda yöneten insanları nasıl tarif edebilirim?” diye bir başlık yazman. Altına madde madde onlarda en kızdığın tarifleri yap. Eğer arzu edersen bu yaptığın tarifleri bana da gönderebilirsin, seni ikinci adım olarak yönlendirebilirim veya yaptığın tasvirlerin karşına, “Ben bunu nerede, kime yaptım?” sorusunu sor bakalım; o tarifleri sen ne zaman, nerede yaşamışsın?
Biliyorsun dışarıda gördüğümüz her şey, dikkatimizi çeken her şey ve sinirlendiğimiz her şey bizim de aynı davranışları bir zamanlar bir yerlerde yapmış olmamızdandır.
“Ben bunu nerede ne zaman yaptım?” diye her bir tarifini tek tek tespit edip bulduktan sonra kendine her madde için şu soruyu sor: “Hangi korkularımdan dolayı böyle davrandım?” O yaşadığın olayın altındaki korkuyu bulmuş olabilirsin.
Ayrıca sana bir tavsiyem daha var; Aynalar – Konulu Çalışma CD’sinin karşısına geçip “Devlette gördüğüm hatalar” ve “Milletvekilleri ne yapıyor?” diye birer liste çıkar ve bunun üzerinden çalışmana devam et.
İyi çalışmalar,
Yolun açık olsun,
Nil Avunduk
SORU 3:
Teşekkürler…
İşimde insanları ben yönetiyorum. Aşırı titiz ve detaycıyım, araştırmacıyım, sorumluluk sahibiyim, işimi çok ciddiye alıyorum, çok değer veriyorum. Yöneticilerim beni takdir ediyor ve çok güveniyorlar. İş yerinde personel üzerinde dominant etkim var.
İlişkilerimde de öyle… Beraber olduğum erkeklere de hep o güçlü, çalışkan, aktif tarafımı yansıtıyorum. Bu benim benliğimde, özümde var. Gücü seviyorum.
Gel gelelim evdeki yaşantıma: Ailemle yaşıyorum, aileme bağlıyım, aslında ev içinde kendime ait bir odam var ve rahat bir yaşantım var. Aileme çok danışmıyorum; ama yemeğimi annem yapıyor, çamaşırımı annem yıkıyor, yatağımı bile annem topluyor. Evin sorumluluğunu almakla uzaktan yakından ilgim yok; ilgilenmiyorum da elektrik, su, aidat vs… Maddi kaygımız yok.
Ben zamanında ayrı yaşamak istedim, sadece kendimle olmak, hayatımda her şeyin sorumluğunu almak istedim. Ailem buna karşı çıktı, çünkü hep para biriktirmemi ve geleceğimi daha fazla garantiye almamı söyler dururlar. “Nasılsa büyük odan var, istediğin saatte girip çıkıyorsun, biz sana engel koymuyoruz, yalnız yaşayıp ne yapacaksın?” vs. vs. böyle birçok söz. Ben kendime sordum, “Yalnız yaşamak istiyor muyum?”diye. Evet, istiyorum. Ben kendimi bu konuda yeterli görüyorum. Param azalsa ne olur? Param azalmaz benim, ben hiç borçlanmadım, borç almadım hayatımda. Paramı çok güzel yönetiyorum; ama niye ben istediğim gibi yalnız bireysel bir yaşam süremiyorum acaba? Beni hep ailem mi yönetecek? Nasıl bir aynalık bu böyle? Ailem beni, ben iş yerinde çalışanları yönetiyorum. İşte böyle bir durum.
Çok uzun yazdım içimden geldiğince… Teşekkür ederim, öncelikle zaman ayırdığınız için.
Sevgiler,
CEVAP 3:
Ben sana “Devleti ve yöneten kişileri nasıl tarif edersin?” diye bir soru sordum. Çünkü ilk mektubumuzdan itibaren senin konun seçimler ve devleti yönetenlerdi. Ben de sana sorumu bu yönde yönelttim. Senin yapacağın aynalık çalışması devleti yönetenlerin nasıl kişiler olduğu ve nasıl yönettiklerine dairdi. Bana bunları yazıp yollayacaktın. Ben de sana ikinci adımını tarif edecektim. Ama sen benimle dertleşmeyi ve kendinin kendini tarif edişini yolladın. Sen benimle dertleştin ve kendini kendin tarif ettin. Bu benim öğrettiğim ve yaptırdığım çalışma sistemine uymaz.
Yazdığın mektubu bir daha okursan yazdıklarının seni hiçbir yere götürmeyeceğini anlarsın. Onlar sadece dertleşme yazıları ve bir anlamı yok. Kendini tarif edişin de her zaman eksik ve yanlıştır, hiçbir zaman gerçeğimiz değildir ve yanlıştır. Ve o kadar doğru değildir ki; senin de söylediğin gibi her ortamda farklı davranırız, davranışlarımız her yerde farklı görüntü verir, yani bir yerde yöneten olup bir başka yerde yönetilen olabiliriz.
Ancak benim öğrettiğim aynalık çalışması dışarıda gördüğün, kızdığın ve tarif ettiğin bütün insanların hareketlerini ve davranışlarını, senin nerede ve ne zaman yaptığını bulmaktır. Senin anladığın tarzda, seninle yıllarca mektuplaşsak hiçbir şey elde edemeyiz. Sadece dertleşirsin ve geçici olarak mutlu olursun ama netice sıfır. Sana tavsiyem, Aynalar, Korkular, Affetme, Bilinçaltı, Bağımlılık ve Üstben seminerlerimden oluşan Konulu Seminerler Çalışma CD’lerimin hepsini alarak çalışmandır.
İyi çalışmalar,
Yolun açık olsun,
Nil Avunduk
SORU 4:
Beni çok güzel anlatmışsınız. Gerçekten… Zaten yıllardır İçimdeki Yolculuk kitaplarını okuyorum. Seminerlere gelemesem de internetten izliyorum ama hep aynı… Kapalı bir kutu… Bir tek iş hayatımda inandığım, dilediğim noktadayım.
Akşam kalemi kağıdı alıp dediğiniz gibi çalışma yapacağım. Kendim için.
Teşekkür ederim.
SORU 5:
1- Ülkede, Yöneten insanları nasıl tarif ederim? Güçlü, diktatör, dinlemeyen, kaba, seviyesiz, hırsız, çalan, bağıran, yobaz, yüzsüz, gerici, yalancı
2- İş yerindeki Yönetim Kurulu: Görgülü, bilgili, güzel konuşan, güçlü, seviyeli, saygın, dinleyen, çalışkan, üretken
Burada yöneten insan tiplemeleri tamamen çelişiyor; zıt kutuplar… Ben hayatım boyunca hırsız, yobaz, seviyesiz olmadım. Bana nasıl bir aynalık yapıyor olabilirler, anlamıyorum. Bazen belki güçlü, dinlemeyen, diktatör bile olabilirim. Ben kabul ediyorum, kendimi böyle onaylıyorum…
Ama kaba, seviyesiz konuşan, yobaz, çözüm üretmeden vıdı vıdı eden insanlardan hiç hoşlanmıyorum. Tahammül bile edemiyorum. Sinir oluyorum. Hazmedemiyorum, saygı da duymuyorum.
Bana nasıl bir aynalık yaparlar, akılla bile çözemiyorum. Geçmiş yaşantımda değil, ben bu hayatımda herkesi olduğu gibi kabul etme, “O öyle güzel” deme noktasına nasıl gelirim bilemiyorum. Bana bu kendini kandırmak gibi geliyor. Bana sigara içen, leş gibi ter kokan, kaba saba küfreden insan nasıl güzel gelebilir ki?
Çok negatif duygular var biliyorum ama gerçek bu. Belki de bu ülkede doğmuş olmam pek güzel bir tesadüf değil.
Sevgiler,
CEVAP 5:
Mail’inin bir yerinde “Bazen belki güçlü, dinlemeyen, diktatör olabilirim. Ben kabul ediyorum, kendimi böyle onaylıyorum…” demişsin. Evet, kendinin böyle olduğun halleri önce kabul edip kendini onaylayacaksın; ama ikinci adımında yapman gerekenler başlayacak. “Ben nerede güçlü davranıyorum ve güç kullanıyorum?” sorusunu sorarak o anlarının gözünün önüne gelmesine izin vereceksin. “Ben nerede kimleri dinlemiyorum? Bunu yaptığım anlar hangi olaylar? Ben nerede diktatörlük yapıyorum veya diktatör gibi davranıyorum ve kimlere karşı yapıyorum? Hangi anlar ve hangi yaşadığım olaylarda bunları yaptım?” diye sorup o olayların içine girdiğinde kendine üçüncü adımda en önemli soruyu soracaksın: “Bunları hangi korkularımdan dolayı yapıyorum, bunları bana hangi korkular yaptırıyor?” O korkularını bulacaksın ve onun olumlamalarını yapacaksın. Böylece bir daha o hareketleri veya o davranışları yapmaz olacaksın. Böylece dışarıda fark ettiğin bu görüntüler değişmeye başlayacak. Sen artık diktatör gözlüğüyle bakmadığın için dışarıda da diktatörleri görmez olacaksın.
Gelelim ikinci isyanına: Kaba, seviyesiz konuşan, yobaz, çözüm üretmeden vıdı vıdı eden, sigara içen, leş gibi ter kokan, kaba saba küfür eden insanların yaptıklarını, “Ben bu hayatımda hiçbir yerde, hiçbir zaman ve asla yapmadım!” diye ısrar ediyorsan ve bu insanlar seni bu şekilde rahatsız ediyorsa ki sendeki enerji değişmedikçe devam edecektir. Geçmiş hayatlarının birinde bu tariflerini yaşamamış olman mümkün değil ve şu anda sen hala bu enerjileri taşıyorsun. Evren de sana dışarıda bu benzer enerjileri göstererek senin dönüştürmen gereken adresleri gösteriyor.
Benim tavsiyem, kendine bu mutsuzluğu daha fazla yaşatmaman için çalışma seminerlerimin DVD’lerini alarak (İçsel Temizlik Çalışma Semineri DVD 1, 2 ve 3) onların karşına geçip kendine doğru soruyu sorarak çalışmandır.
İyi çalışmalar,
Yolun açık olsun,
Nil Avunduk
|
|
|
|
Tarih: Konu: |
12 Haziran 2009 Takdir edilmeme / Aile |
SORU:
Nil Hanım Merhaba,
Ben 30 yaşında bilişim sektöründe çalışan bir bayanım. Seminerinize bir arkadaşım katıldı ve bana orada çok etkilendiği bazı şeyleri anlattı. Ben de önerileriniz doğrultusunda kendimle alakalı bazı şeyler fark ettim. Sanırım bende sürekli ve çok baskın olarak bir “takdir edilme” sorunu var. Bu yaşıma kadar sürekli birisine bir faydam dokunacaksa neredeyse tüm enerjimi harcamaya çekinmeden el uzatmaya çalıştım. Bunu iyilik, yardımseverlik gibi hümanist bir çerçevede ele alınca gayet güzel hoş, ama ben eğer mevcut enerjimi benim dışımdaki şeyler için fazlaca tüketiyorsam sorun var demektir, öyle değil mi? Hemen hemen her zaman “……… yaptıysa tamamdır, ………. diyorsa OK’dir” dedirttim insanlara… Ama hala içimde beni tatmin etmeyen bir taraf var.
Derinine inince sorunumun, şunu fark ettim. Belki çok klasik olacak ama sanırım sorun babam, babamın bizimle olan ilişkisi. Babamın yüzünü kara çıkaracak, onu utandıracak hiçbir şey yaşatmadık ağabeyim ve ben bu yaşımıza kadar. Aksine insanların sevgi ve ilgisini kazanmış insanlarız. Ama babam hiçbir zaman bizi canıgönülden takdir etmedi, hiçbir şeyde!! “Aferin” derken bile daha cümleyi tamamlamadan hemen ardından “Ama bunu da şöyle yapmanız lazım…” diye devam etti.
Ondaki doyumsuzluk ve yüzündeki o gerçek ve gönülden olduğunu hiç hissedemediğim aferin ifadesi sanırım kendimi dışarıda ispat etmeye çalışmaya götürdü. Şimdi bana bu durumda ne yapmam gerektiği konusunda kılavuz olacak birine ihtiyacım var ve sanırım o sizsiniz. Sizi tanımıyorum ama bunu fark etmeme dolaylı yoldan da olsa neden olmanız benim için önemli. Yardımlarınızı ve önerilerinizi sabırsızlıkla bekliyorum.
Saygılarımla,
CEVAP:
Sende, şu anda tespit ettiğin gibi, kendini onaylamama, kendini takdir etmeme ve “Ancak dışarısı onaylarsa kendimi onaylarım ve kendimi iyi hissederim, dışarısı takdir ederse kendimi takdir ederim ve kendimi değerli hissederim,” enerjisi mevcut. Ancak dışarıdaki insanlar sen ne yaparsan yap, hiçbir zaman bu korkularının ihtiyacını karşılamayacaklar.
Bunu anlaman için bu hayatta babanı görevli seçtin, yani başka bir anlatımla, baban ne yaparsan yap, seni takdir etmeyerek, onaylamayarak ve beğenmeyerek gerçek beğenmenin, takdir etmenin ve onaylamanın dışarıdan gelmeyeceğini fark etmeni sağlayacaktı.
Sen bunu fark edince de şuna varacaksın:
Beni ben takdir ediyorum.
Yaptığım her şeyi ben onaylıyorum.
Yaptığım her şeyde ben beni beğeniyorum.
Yaptığım her şeyi kendim için yapıyorum.
Tabii ki bu durumda yaptığın her ne ise, o senin seçimin olacak, senin kendin için seçimin olacak. Bir örnek vereyim: Bir okul okuyacağın zaman o okulu babanın tercihi olduğu için seçip okumayacaksın. Herkes uygun görmese bile ilk seçiminde, “Ben bunu kendim istediğim için okuyorum” inancına geleceksin. O zaman da o okulu bitirdiğinde, bitirmiş halini bir başkasının beğenmesi ve takdir etmesi gerekmeyecek. Yani bir olaya başlangıç noktan kendin olacaksın.
Tabii ki şu anda bu okul adımlarını geçmiş olabilirsin, ama hayatın bu anındaki adımlarını kendi tercihlerine göre mi atıyorsun, yoksa başkalarının seçimleri üzerine mi atıyorsun, önce ona bakacaksın. Sonra da olayların sonucu geldiğinde sen mi seni onaylayacaksın diye bekliyorsun, yoksa başkalarının onaylamasını mı bekliyorsun? İşte kendine bu soruları sorarak ve içinde bu şekilde ilerleyerek kendini kendi içinde çözebilirsin ve sadece kendini kendin çözebilirsin.
Çalışmalarını, seminer kayıtlarımın olduğu konulu seminer CD’lerimle yapabilirsin. Bu seminerler Aynalar, Korkular, Affetme, Bağımlılık, Üstben ve Bilinçaltı seminerleridir ve etüt yapar gibi evde CD’yi dinleyerek, eline kağıt kalem alarak o semineri evinde çalışabilirsin.
Bunun yanında, iki yıl boyunca yaptığım Değişim Dönüşüm Salı seminerlerimin kayıtlarını DVD ve mp3 haline getirdim. Bu seminerleri alarak izleyebilirsin. Genel olarak çalışmanın bütününü anlaman için faydalı olur.
İyi çalışmalar,
Yolun açık olsun,
Nil Avunduk
|
Tarih: |
26 Haziran 2009 |
|
Konu: |
Değişim ve alışkanlıkları bırakmak |
SORU:
Selamlar,
Oturduğum muhitte yürüyüş yolu üzerinde bir büfe vardı; aynı zamanda arka bahçesinde oturup çay içebileceğim, gazete okuyacağım, dinleneceğim bir yer. Her gün yürürdüm ve oraya mutlaka uğrardım, gazete, tost, çay vs. ile kendimi ödüllendirirdim. Yürürken bir gün oraya uğradım. Belediye mühürlemiş, çalışanları kapının önünde arabaların içinde bekliyorlar. Çok bozuldum. Üç hafta geçti, inanın her gün sanki görevliymişim gibi gidip kontrol ediyorum açılmış mı diye. Açılmıyor, sinir oluyorum.
Bir de hep yaptığım şeyleri yapmak, yürüdüğüm ya da araba kullandığım yolları kullanmak istiyorum. Hafta sonu ya da bayram tatilleri bana çok sevimsiz geliyor küçüklüğümden beri. Çünkü belirlenmiş bir programın dışına çıkılıyor. Sigarayı bile içmediğim zaman kendimi güvende hissetmiyorum. Kafam biraz karıştı. Burada güvensizlik korkusu ve değişim korkusu mu var? Ani değişimler beni rahatsız ediyor. Güvensizlik ve değişim korkusundan biraz bahseder misiniz?
CEVAP:
Kendimizi güvende hissedebileceğimiz ve ileriye dönük yaptığımız hiçbir tedbirin işe yaramadığı bir devreye giriyoruz. Üstbenin sana bu devreye katı bir şekilde girmemem için alıştırmalar veriyor. Bu alıştırmalardan bir tanesi bütün alışkanlıklarını değiştirmekle başlayacak. Bunun için şu anda alışkanlıklarının listesini yap, onları hangi korkularınla yaptığını bul ve yapmamaya başla.
Böylece kendinde küçük küçük ama büyük değişim yaptırmış olursun ve değişimin korkulacak bir şey olmadığını da anlamış olursun. Çünkü biz dirensek de alışkanlıklarımıza bırakmam diye tutunsak da evrende her şey değişiyor ve bizde bu değişimin içine girmek mecburiyetindeyiz.
Bağımlılık CD’sindeki çalışma tekniklerini kullanarak çalışmalarını yap.
İyi çalışmalar,
Yolun açık olsun,
Nil Avunduk
Tarih: |
05 Temmuz 2009 |
|
Konu: |
Kıbrıs seminerleri |
SORU:
Neden Kıbrıs’a gelmiyorsunuz? Sık sık seminerler vermek için.
CEVAP:
Merhaba,
Ağustos 2006 tarihinden itibaren iki yıl boyunca, yani Ocak 2008 tarihine kadar kitap çıkaran ve seminer veren, kendi içsel temizliğini yapmış yetiştirdiğim hocalarımla birlikte Kıbrıs’a geldim. Her ay iki, bazen de üç seminer verdim. Bu seminerlere gelirken benimle birlikte gelen hocalar, orada bulunduğumuz günler içinde sizlerin ihtiyaçlarına yönelik özel çalışmalar yaptırdılar. Ben de her seminerimde bu dünyaya geliş sebebimizi ve şu anda kendimiz için neler yapabileceğimizi, içimizde nasıl ilerleyebileceğimizi öğrettim, anlattım, çalıştırdım. Ve orada seminer sırasında almış olduğunuz hocalarımızın kitapları şu anda herkesin evinde.
İki yıl süreyle her hafta yaptığım Değişim Dönüşüm Salı Seminerlerimin kayıtlarını da 16 adet DVD’de (mp3 olarak da mevcut) topladım. Bir DVD paketinde 6 tane seminer bulunuyor. Bu seminerleri sanki seminer salonundaymış gibi izleyebilirsiniz ve orada sorulan sorulara cevaplarım ve anlatımlarımla konunun bütününü takip edebilirsin, sorularının cevaplarını bulabilirsiniz.
Bunun yanında, etüd gibi yaptırdığım ikişer saatlik Konulu Seminerlerimin kayıtlarını da CD ve mp3 olarak çıkardım. Bu seminerler, Aynalar, Korkular, Affetme, Bağımlılık, Üstben ve Bilinçaltı seminerleri. Bu CD’lerle (veya mp3) de evinde kendi çalışmalarını yapabilirsiniz.
Bu seminerleri hem internet sitemden (http://www.icimdekiyolculuk.com.tr) edinebilmek mümkün.
Bunlarla çalışmalarınızı çok güzel bir noktada ilerletebileceğinizi biliyorum. Çünkü ben bir yerde semineri başlatıp yarım kalmış bir halde sizleri bırakmadım. İki yıl boyunca hem oradaki seminerlerimde hem orada yapılan özel çalışmalarda çok iyi çalıştırdığımı düşünüyorum. Ve biz oradan ayrıldıktan sonra sizlerin o çalışmaları kendinizde yapabileceğinizi biliyordum, çünkü sizlere çok kolay bir sistem öğrettim. O kadar kolay ki, belki o kolaylığı size basit ve bununla olmaz görüntüsü vermiş olabilir. Sadece sizlere bundan başka hiçbir sistemle içinizi temizleyemeyeceğinizi söyleyebilirim. Yeter ki inanın ve kendi içinizi temizlemekte kararlı olun.
Bu anlatımımdan da anladığınız gibi şu anda evinizin içinde her türlü imkan var gibi gözüküyor. Öncelikle kendinize bu soruyu sorabilirsiniz: “Ben gerçekten kendi içimi temizlemek istiyor muyum yoksa biraz hareket olsun, sosyallik olsun diye mi bu çalışmalara bakıyorum?” Kendinizde bu ayrımı yapıp kendi kararlılığınıza baktıktan sonra elinizde ne kadar imkan olduğunu göreceksiniz.
İyi çalışmalar,
Yolunuz açık olsun,
Nil Avunduk
Tarih: |
23 Ekim 2009 |
|
Konu: |
Et yemek |
SORU:
Nil Hocam merhaba,
Size sormak istediğim, et ve et ürünleri ve balık yemeyişinizin sebebi. Bunu direkt olarak sizden duymak istedim. Gerçekten neden yemediğinizi bana açıklar mısınız?
Tam bir sene önce içsel çalışmalarıma başladım. Fakat çocukluğumdan beri et yemenin çok normal olmadığını düşünüyorum. Hayvanın canlı hali gözümün önüne geliyor ve içim kalkıyor. Bunun yanında bitki de canlı değil mi? Onu koparıp yemek de şu an için normal olsa da bir gün normal olmadığını mı düşüneceğiz?
CEVAP:
Benim de içimde öfkeler ve kızgınlıklar olduğu devirlerimde çok zevkle et yerdim. Daha sonra içimdeki öfkeleri ve kızgınlıkları sevgiye dönüştürdükçe dışarıyı gören gözlerim değişti. Böylece dışarıya baktığım zaman dışarıda birçok canlı gördüm ve bu canlıların bu dünyada benim gibi normal ritimlerinde yaşamaları gerektiğini fark ettim.
Daha sonra, yediğimiz bütün hayvanların bizim yiyebilmemiz, satan kişilerin daha güzel besleyip bize satabilmeleri ve onları daha besili hale getirebilmeleri için bedenlerini dahi kımıldatamayacakları, çok dar alanlarda özel olarak yetiştirildiklerini fark ettim. Yani o hayvanların benim yemek tabağıma gelebilmesi için, hayvanlar doğdukları andan itibaren bakımları için özel bir işkenceye tabi tutuluyorlar ve sonra da Orta Çağı hatırlatacak bir platformda kesilip tüyleri de yolunarak büyük bir işkenceye maruz kalıyorlar. Zaten lezzetsiz oldukları için de -çünkü bir et çıplak hali ile lezzetsizdir- üstüne çeşitli tatlandırıcı soslarla onu yenilir hale getirmem gerekiyordu. Şimdi sence bu durumda ben et yemeli miyim, yememeli miyim?
Gelelim bitkiye… Bitkilerin hayvanlarda olduğu gibi bu tarz bir yetiştirilme tarzı ve en önemlisi sinir sistemleri olmadığı için acı çekmiyorlar. Biz insanların, fiziksel bedenimizin ihtiyaçlarını bu dünyada en natürel şekilde karşılamamız lazım. Bunun için de evren yaratılırken topraktan yetişen her şeyi yemeyi ve onlardan bu şekilde faydalanmayı seçtik. O sıradaki seçimimiz dünyayı kan gölüne çevirip hayvanları kesmek değildi. Ağaçlardan ve topraktan yetişmiş her şeyi toplayarak yemekti. Bu yüzden bitkileri yiyebiliyoruz.
İyi çalışmalar,
Yolunuz açık olsun,
Nil Avunduk
|
Tarih: |
23 Ekim 2009 |
|
Konu: |
Güven |
SORU:
Sizin Soru-Cevap bölümünüzde, 11 Eylül 2009 tarihli cevabınızdan çıkardığım sonuca göre, “İçerisi güvenli mi ki dışarıdan korkuyorsunuz? Siz de anneniz gibi yıllar sonra yapmak isteseniz de yapamayacaksınız,” cevabınızda ben kendimce, “Erkeklere muhtaç olmayın, onlara güvenilmez,” uyarısı gördüm.
Sonra bunun aslında ev hanımı olan annemin bize içten içe öğrettiği bir öğreti olduğunu ve kendi ayaklarımın üzerinde durmanın her şeyden önemli olduğu gerçeğiyle büyütüldüğümü anladım. Zaten ben de senelerce tam öyle yapmıştım, ta ki bir iflasla her şeyimi kaybedip kocama muhtaç olana kadar.
Şu anda “Muhtaçsam ne olmuş? Ona güvenebilirim, rahatım, huzurluyum,” diyen tarafımla baş başayım. Şimdi kendime hangi soruyu sormalıyım?
Sevgiler,
CEVAP:
Annenin sana çocukluktan itibaren yaptığı tariflerle, “Erkeklere güvenmeyin,” diyen zihin kaydın dolayısıyla, benim söylediğim ama öyle olmayan cümleyi öyle algıladın. Ben sizlerin zihninde olan, “Şurada güvendeyim, burada güvensizim…” tariflerinizin hatırlatmasını yaparak güvenli olduğunuzu zannettiğiniz yerde ya da kişiyle de güvende olmadığınızı anlatmaya çalışıyorum. Çünkü “Ben şununla ya da bununla güvendeyim,” diyerek güvensizlik korkusuyla güven beklediğin herkes ve her şey, senin kendine güvenmen gerektiğini ve evrende güvenlik diye bir şey olmadığını sana hatırlatmak için güvensiz bir ortam hazırlayacak. Çünkü korku ile hareket ettiğimiz her an korku biçeceğiz.
Ben de internette verdiğim önceki cevabımda, “Dışarısı güvensiz, evin içi güvenli,” diye soru soran kişinin düşüncesine bir tarif yaparak annesinin babasından evin içinde şiddet gördüğüne işaret etmek istedim.
Şimdi, gelelim benden alacağın asıl yanıta. Evrende güvenlik diye bir şey yoktur. Çünkü yaşanan bütün olaylar senin deneyimindir ve o an için senin bu deneyimi yaşamana ihtiyacın vardır ve gereklidir. Ve en önemlisi bu deneyimi yaşadığın günü, tam şekliyle, olduğu gibi sen seçmişsindir.
Yani yaşamının senaristi sensin ve şimdi de gelmiş ve gelecek olaylar karşısında kendini güvene almaya çalışıyorsun. Düşün ki bir senarist, yağmurlu havada geçen bir hikaye yazmış, sonra da yazdığını gerçek zannedip tedbir almaya çalışarak, güneşli bir günde şemsiyesini açarak dolaşmaya başlamış. Yani kendi yazdıklarının karşısında kendini güvensiz hissetmiş ve böylece de asıl gerçeği hatırlayamaz olmuş. Halbuki senaryoyu değiştirse hava onun için de güneşli olacak.
Şu anda yaşadığın ortamı, daha evvel bu konudaki korkularını bitirmediğin ve olumsuz düşünce kayıtlarını dönüştürmediğin için deneyim olarak önüne getirdin. Şimdi bu deneyimin içindeyken “Kendimi nasıl hissediyorum?” diye sorup korkularını bul ve “Ben çok para kazansaydım ve benim çok param olsaydı ve bu parayı kazanan ben olsaydım, neler olurdu zannediyorum?” diye altındaki bilinçaltı kayıtlarını bul. Sonra da bunları dönüştür.
İyi çalışmalar,
Yolun açık olsun,
Nil Avunduk
Tarih: 23 Kasım 2009
Konu: İnternette dolaşan, “herkesi bilgilendirin” sloganıyla toplu ileti olarak gönderilen bir mesajın seminer@nilavunduk. tv’ye gönderilmesi üzerine Nil Avunduk’un cevabı
CEVAP:
Bana yukarıdaki yazıyı neden yolladığını anlamadım. Ben, “Sizin internetten chat’leştiğiniz, birbirinizle dertleştiğiniz, birbirinize akıl verdiğiniz, ‘Ne kadar çok insana yollarsan o kadar çok insanı kurtarmış olursun.’ şeklinde ibareler taşıyan yazıları da bana yollayın,” demedim. Bana böyle bir yazıyı gönderdiğinde kendini nasıl hissettin? Neden anlamsız, başkalarının düşüncelerinin fırtınası içinde yaşıyorsun? Bana yolladığın bu yazının sana içsel temizliğinde ne faydası oldu? O yazıyı okuyup yolladığın günden beri kendi içinde geçmişine ait hangi korkuları, öfkeleri dönüştürdün ve ertesi gün hayatında hangi konular güzel bir şekilde değişime uğradı?
Bunları inceler ve kendi içsel farkındalığına vararak yaşamını devam ettirirsen yaşam da sana bu şekilde geri döner. Evrende tek bir kanun vardır: “Ne ekersen, onu biçersin.” Yani sen bedeninde hangi enerjiler varsa kendine onu çekersin. Günlük hayatında yaptığın her hareket, zihninden geçen her düşünce, ağzından çıkan her cümle seni kendi içsel temizliğindeki sorumluluğuna götürür. İçini temizledikçe dışarıyı temiz görürsün. Dışarıda yargılayarak baktığın her kelime senin kendi içinde temizleyeceğin bir adresi gösterir.
Benim tavsiyem, senin bu kadar güzel zamanını sadece kendi içsel temizliğin için kullanman ve özellikle, benim gibi interneti gerekmedikçe okumayan -ki zaten gerekmiyor ve girmiyorum- ve takip etmeyen bir kişiye benim iznim olmadan “Al bunu oku!” der gibi bir maili yollamaman. Ben bunu açtığım zaman, kendi içinde yaptığın bir çalışmayı bana soracağını ve ben de takıldığın o sorunun cevabını sana ileterek kendi içinde yürüyeceğin adımlarda sana kolaylık sağlayacağımı zannettim. Ama karşıma böyle boş bir mail çıkıp okuduğum zaman önce kendi zamanıma, sonra da tabii ki senin zamanına üzüldüm ve altında hiçbir soru olmadığı halde bu yazıyı yazmak istedim. Belki hayatının bu devresinde bu yazım sana güzel bir ikaz gibi gelir. Evrenin insanları içsel temizliği için bu kadar sıkıştırdığı bir dönemde, senin bana faydasız zaman harcatmana rağmen ben sana bunun dönüşümünü kendi farkındalığımla yapmak istedim.
İyi çalışmalar,
Yolun açık olsun,
Nil Avunduk
Tarih: 7 Aralık 2009
Konu: Loto ve Piyango
SORU:
Hocam merhaba,
Ben zaman zaman piyango ve diğer loto tarzı çekilişleri oynuyorum. Parasızlık korkumu ve diğer çalışmaları yapıyorum. Parayı tek bir adresten beklemiyorum; fakat yine de bunun, belki paranın gelmesi için bir hamle olduğunu düşünüyorum. Oturduğumuz yerdeki bayide oynayana 2 trilyon lira çıktığını duyunca da “Bana neden gelmesin ki?” diye düşündüm. Çıkmasa da üzülüp huzurumun bozulmayacağını biliyorum.
Bu oyunlar nasıl bir enerjidir? Benim bunu oynamamda parasızlık korkusu mu temeldir? Bu tür enerjiler ve oyunlar zararlı mıdır, bitirmem mi gerekli? Başka yerden gelecek para enerjilerimi de tıkar mı?
Teşekkürler,
CEVAP:
Loto ve piyangoya para yatırırken herkesin niyeti, ortada biriken paranın kendisine çıkmasıdır. Kimse bu parayı gönüllü bir şekilde başkasına vermiyor. Kimse bu paranın sana gelmesini istemiyor. Kendisine para çıkmayan herkesin sana gelen paranın üzerinde beklentisi ve öfkesi var. Para sana geldiği zaman da herkesin birleşerek sana para vermiş olması durumu var ve bunun altında da dışarıya inanç var.
Senin bir ekmek fabrikan olsaydı herkes sana para veriyor olabilirdi, ama sen de onların her birine bir şey veriyor olurdun. Yani sen hiç kimseye tek tek bir şey vermeden onlardan para almış oluyorsun, yani havuzda birikmiş parayı alıyorsun ve bu doğal bir akış değil. Sen kendin bu miktarda bir parayı tek başına yaratabileceğine inanmıyor oluyorsun.
İyi çalışmalar,
Yolun açık olsun,
Nil Avunduk
Tarih: 19 Nisan 2010
Konu:
SORU:
Sevgili Nil Hanım,
Sürekli anahtarlarımı bir yerlerde unutup duruyordum. Üstbenime bununla ne anlatmak istediğini sorduğumda “aidiyet, sahip olmak” kelimelerini duydum. Ardından bana “Var olmayı öğren,” dedi. Nasıl çalışmam gerektiğini anlayamadım. Sonra bu sabah bütün korkularımı çalıştıktan sonra bana bunlarla ne demek istediğini sordum. Gözümün önünde bir fil belirdi. Ağır ağır bir çölde yürüyordu. Bir anda kendimi “Burası Afrika mı? Bunlar çölde mi yaşardı?” gibi şeyler sorarken buldum. Üstbenim “O sadece yürüyor, nerede olduğunun ne önemi var, seçtiği yerde yürüyor,” dedi. “Ama Afrika fillerin anavatanı mıydı?” derken, “Fil o toprağa benim demez, onu siz dersiniz; toprak da file benim demez,” dedi. Benden bir anda bir liste döküldü.
Erkek arkadaşım bana ait değil, ben ona ait değilim.
Annem bana ait değil, ben ona ait değilim.
Arabam bana ait değil, tıpkı benim ona ait olmadığım gibi.
İşim bana ait değil, benim ona ait olmadığım gibi.
Para bana ait değil, benim paraya ait olamayacağım gibi.
Diplomam bana ait değil, benim bir diplomaya ait olamayacağım gibi.
Patronum bana ait değil, benim ona ait olamayacağım gibi.
Mesleğim bana ait değil, çünkü ben de bir mesleğe ait olamam.
….
Bu anda ait veya sahip olmanın iki yönlü geçerli olamayacağı için geçersiz olduğunu hissettim. Herkes ve her şeyin kendine ait olduğunu hissettim. Bu fili ve üzerinde durduğu toprağı gözümün önüne getirdiğimde sorumluluk taşıdığımı sandığım şeylerin böyle bir liste olduğunu anlıyorum.
Ben her çalıştığımda o günlerde hayatımda olan biten her şeyin birbiriyle ince ince bağlı olduğunu fark ediyorum. Yani üstbenim bana çeşitli yollarla aynı konuyu anlatıyormuş gibi geliyor. Bazen gözümü kapatıp “Neyi dönüştürmemi istersin?” dediğimde önüme gelen sahnenin aslında o günlerde kafamda bir kenara yazdığım bir aynalığımı temizlemek için çıktığını fark ediyorum. Ben üstbenin “Var olmayı öğren,” mesajını daha iyi anlamaya niyet ettim. Ancak bugünlerime baktığımda her şey bir yandan bu sorumluluk ve çevreye verdiğim sözlerle kendimi sıkıştırdığım gerçeğiyle örtüşüyor, bir yandan da her şeyi birbirine bağlamaya çalışarak zorluyor muyum diye size danışmak istedim. Çünkü bazı, tam neye yönelik olduğunu anlamadığım ve göz ardı edemeyeceğim olaylar var.
Son bir iki haftadır eski bir hocamın geçirdiği ciddi bir rahatsızlık ve onun hastane durumu ile ilgili sürekli haber alıyorum. Bir sefer ben arayıp sorduysam, üç sefer sokakta bu konuyu takip eden asistanıyla karşılaştım. Bu hafta başında bir arkadaşımın eniştesinin yurt dışında bir nehirde boğularak öldüğünü öğrendim (Arkadaşımın yanında olmam gerektiğini düşündüğümü ama istemediğimi fark ettim). Aynı gün televizyonda bir futbol karşılaşmasında bir futbolcu neredeyse dilini yutarak ölüyordu. Müdahale etmeye çalışırlarken bakamadım. Trafikte önümde giden bir minibüse çarptım, ne çarptığımı hissettim ne küçücük bir hasar oldu ne sürtüşme çıktı; öndeki şoför indi baktı, selam verip yoluna devam etti. Arabamı park ettikten sonra yürürken evin köşesinde neredeyse kaza oldu, ama olmadı, son anda durdular. Çevremden bana ulaşan olaylarda bu hayatımda bir anım yoksa bunu nasıl temizlerim bilemediğim için çekindiğimi fark ediyorum.
Üstben benim sandığım gibi beni bir konuda çalıştırmak için farklı olaylar organize eder mi? Çevremde olanlara kendi temizliğim açısından çekimser kalıp anda çalışmalarımın ritmini kaçırmayı istemiyorum. Çevremdeki olaylardan kendi içimde ilerlemek için nasıl bir yol izlemeliyim? Üstbenin “Var olmayı öğren,” mesajına yönelik çalışmam için öneriniz olabilir mi?
Çok teşekkür ederim.
CEVAP:
Üstben sana sahip olmayla ilgili birçok örnek göstermiş ve fark ettirmiş. Sana hiçbir şeyin sahibi olmadığını anlatmaya çalışmış ve doğru bir anlatım. Önemli olan bu noktadan itibaren senin sahip olamayacağını içsel olarak bilme sürecine geçmendir. Bunun için de neyin sahibi zannediyorsan onu bir kağıdın başına yaz. Altına da “Ben …..nın sahibi olmazsam kendimi nasıl hissederim?” diye soru sor, gerçek korkularını bularak çalışmanı yap.
İyi çalışmalar,
Yolun açık olsun,
Nil Avunduk
Tarih: 03 Mayıs 2010
Konu: Hayvanlar / İçsel Temizlik Çalışması / Aynalar/Diğer
SORU:
Merhaba Hocam,
Fazla tetiklendiğim ve çözemediğim bir konuda beni yönlendirmenizi rica ediyorum. Dün annem, evde çalışan yardımcı bayanın yaşadığı mahallede, çocukların köpeklere işkence yaptıklarını ve nasıl yaptıklarını anlattı. Bu konudan çok tetiklendim. Hayvanlara zarar verilmesinden çok etkileniyorum. Bu konuyu nasıl çalışmalıyım?
Bir hayvana zarar geldiği ve özellikle insanların zarar verdiği bir habere ya da duruma çok fazla tepki duyuyorum. Üstben, hayvanların sadece kendimizi görmemiz için var olan rol arkadaşlarımız olduğunu söyledi. Bunun üzerine tarif yapıyorum: Hiçbir suçu olmayan masum canlılar… İyi ve güzel davranılmayı hak ediyorlar. Yok yere acı çektiriliyorlar. O ne olduğunu ve bunun kendine neden yapıldığını bile anlamıyor. Sevilmesi gereken bir şeyken, şefkat ve sevgi beklerken şiddet ve acıyla karşılaşıyor. Şaşırıyor, kötüyü bilmiyor. Masum. Savunmasız olduğu için de çaresiz kalıyor. İçinde bulunduğu durumdan çaresizce kurtulmaya çalışıyor. Haksızlık.
Esas onlara bunu yapabilen insanlara kızıyorum. Bir canlının acı çekmesinden keyif alıyorlar. Canları istiyor diye, o canlılarda savunmasız diye onlara şiddet uyguluyorlar. Onları önemsemedikleri için o canlıların zarar görmesi umurlarında değil ve isteklerine göre onlara zarar verebiliyorlar. Ben fiziksel şiddet uygulamadığım için bulmakta zorlanıyorum. Nasıl sormalıyım? Vahşet diye adlandırabiliyorum sadece. İçimde de böyle bir vahşet varsa hemen bulup dönüştürmek isterim. Bu konuyu hangi şekilde çalışmam doğru? Yardımcı olabilir misiniz? Teşekkür ederim.
Sevgiler,
CEVAP:
Çocukluğunda hayvanlara veya böceklere aynı tarzda kötü davrandığın sahnelerin var mı? Oraları dönüştürebilirsin. Eğer bu hayatta hiç yoksa üstbenine söyle, yazında tarif ettiğin maddeleri geçmiş hayatta senin yaptığın sahneleri göstersin. O sahnelerdeki korkularını doğru bulup dönüştürdükten sonra, o enerjilerin kendiliğinden bitecek.
Geçmişteki bu sahneler dönüştükten sonra senin de bu hayatta bunlara rastlaman, görmen gerekmeyecek. Dışarıda rastladığın her şey senin içindeki enerjilerdendir. Ayrıca, “Geçmiş hayatı görmüyorum,” diyorsan veya görmekten korkuyorsan, bu hayatta da hiç böyle şeyler yapmıyorsan sana bir sorum var; et, balık, tavuk yiyor musun?
İyi çalışmalar,
Yolun açık olsun,
Nil Avunduk
Tarih: 03 Mayıs 2010
Konu: İlişkiler / Yeni Ev
SORU:
Nil Hanım merhaba,
Uzun zamandır ailemden ayrı bir eve taşınmak istiyorum, bu arada altı yıldır birlikte olduğum erkek arkadaşım buna gerek olmadığını ve benimle Ekim ayında evlenmek istediğini söyledi. Benim eve çıkma düşüncem kesinlik kazanmaya başlayınca bu tavra girmesini çok iyi anlamadım ve içimden sanki ihtiyaçtan kiralık gibi bir durum oluştu. Yani ben eve çıkma konusunda bu kadar ısrarlı olmasaydım bu sürece girmeyecekti.
Velhasıl, ev aramalarım devam ederken tam hayalimdeki ev ile karşılaştım. Ben evi ne zaman aklımdan çıkarsam ya ev sahibi beni arıyordu ya da başka ev bakarken yine bu evi buluyordum. Karar verdim ve evi görmeye gittim. Evet, küçük eksikleri olmasına rağmen benim mutlu olabileceğim bir evdi. Eve bakarken çok uzun zamandır görmediğim bir arkadaşımla karşılaştım. Aynı eve bakıyorduk ve bu durum beni çok şaşırtmıştı. Onun zevkine ve kalite anlayışına çok güvenirdim ve o eve onun da baktığını görünce sanki bir kere daha ev bende onaylandı. Ev sahibinden bir hafta süre aldım. Bu bir haftalık sürede hem güvendiğim projem sonuçlanacaktı hem de başka yerler de görme şansım olacak diye düşündüm.
Size ne soracağımı bilmiyorum ama bu ev ve genel anlamda eve çıkma ile ilgili gelgitlerim için nasıl bir olumla yapabilirim?
Saygı ve sevgilerimle,
CEVAP:
Senin ayrı eve çıkma hikayen erkek arkadaşına evlenme teklif ettirtmek içindi. Özellikle evlenmek istediğimizde ve bunu da çok çabuklaştırmak istediğinizde çeşitli numaralarla onları, onların fark etmeyeceğini düşündüğümüz küçük tehditlerle sıkıştırmalarımız vardır. Sen onlardan bir tanesini bu şekilde uygulamışsın. Şimdi senin yapacağın, “Ben gerçekten bu erkek arkadaşımla evlenmek istiyor muyum? Ondan beklentilerim nelerdir? Neden evlenmeyi çabuklaştırmak istiyorum?” gibi sorular sorarak içindeki gerçek niyetlerini, korkularını bulmak. Gelgitlerinin esas sebebi, senin gereksiz bir içsel numaraya girişin. Ve neden istediğin şeyleri direkt konuşamıyorsun ve düşüncelerini açık ve net anlatamıyorsun?
İyi çalışmalar,
Yolun açık olsun,
Nil Avunduk
Tarih: 15 Mayıs 2010
Konu: İçsel Temizlik Çalışması
SORU:
Yaptığı pek çok çalışmayla ilgili soru soran bir kişiye verilen cevap.
CEVAP:
Uzun zamandır mektuplara cevap verme fırsatım olmadığı için bugün bütün mektuplarını bir arada okudum. Bu hayatımızda, hepimiz içimizi temizleyeceğiz. Yedi milyar insan içini temizleme planı ve programı içinde bunu uygulamaya çalışırken aynı anda da buna paralel olarak ego enerjisi bütün planı, programı ve gücüyle bunu yapmamamız için bize çeşitli oyunlar oynayacak.
Bazen bir çalışmamızın içinde üstbene “Neden ben bunu affedeyim?” veya “Allah kimdir?” gibi soruların o anki üstben çıkış cevabı ve senin o sahneyi dönüştürebilmen için “Sen Allah’sın” der ve bu söz o an doğrudur. Sen, bunu o sahnede tam yüreğinden hissettiğinde dönüştürmen gereken o sahne kendiliğinden dönüşür. Yani o anda, Allah enerjisi çıkmış ve oyun enerjisi düşmüştür. Fakat bunu fırsat bilen ego devreye girer ve her fırsatta “Sen Allah’sın” diyerek bunu her an hatırlatmaya geçer. İşte o an bu, egonun oyun alanıdır.
Demin senin de yaptığın gibi Anneler Gününü kutlarken bir an evvel de “Ben Allah’ım” demen gibi. Yani Anneler Gününü kutlayabilir enerjideysen “Ben Allah’ım” diye hissedemezsin. “Ben Allah’ım.” diye hissettiğimde de Anneler Gününü kutlayamam. İşte egonun bu ince oyunundan çok kısa zamanda çıkman gerekiyor ve böyle oyuna düştüğün anları fark edebilmen lazım.
Özel olma ihtiyacını muhakkak bitirmen gerekiyor. Çünkü ego “Sen özelsin,” sözünden çok kolay girer. “Sen özelsin,” dedikçe egona “Neden ben özel olayım? Yedi milyar özel,” de. O zaman o enerjiyi düşürürsün. Bütün çalışmaların yanlış diyemem. Bütün çalışmaların doğru da diyemem. Bunu, bu anlatımımdan sonra sen fark etmeye başlayacaksın.
Üstben senin gözünün önüne bir sahne getirip çalıştırmaya başladığı zaman o sahneyi dönüştürüp çıktıktan sonra yaşantına gelen olayların değişmiş olması gerekir. Eğer hayatında bir değişim yoksa ve sen sadece gelen bilişleri tekrarlayarak yaşıyorsan değişmemişsin, sadece oyuna gelmişsin demektir. O sırada sen de egona “Ben Allah’ım, anladım da hayatım hiç değişmedi, ne olacak?” de.
Günlük yaşantında karşına gelen bütün olayları basit bir gözle incele ve “Şimdi bana hangi olayımı çalıştırmak için bu sahneyi yaşattın üstbenim?” diye sor. Sana hatırlattığı sahnenin içine girip gerçekten o sahnenin tamamen kendiliğinden değiştiği ana kadar korkularını doğru tespit edip onları sevgiye dönüştür. Geçmişini dönüştürdükçe şu anda yaşadığın bütün olaylar anbean değişecektir. Gün içinde yaşadığın bütün olaylar güzel bir şekilde değiştikçe içinden gelen “Ben Allah’ım” sözünün ne olduğunu tam anlayacaksın ve “Ben Allah’ım” bile demez hale geleceksin. Çünkü zaten oysan söylemene bile gerek kalmaz. Onu bilirsin. Yaşantın ona göredir. Ve sen osundur.
İyi çalışmalar,
Yolun açık olsun,
Nil Avunduk
Tarih: 15 Mayıs 2010
Konu: Rüyalar
SORU:
Merhaba,
Size gördüğüm bir rüyadan bahsetmek istiyorum. Rüyamda bir taştan diğer bir taşa atlarken dizime kadar gelen bir suyun içinde boğulduğumu gördüm. Daha sonra gözbebeğimi kaybetmişim, onu arıyorum, buluyorum; ama elimden kayıyor. Sonrasını hatırlamıyorum; ama sabah uyandığımdan beri huzursuzum, boğuluyormuş gibi hissediyorum. Ne yapmalıyım?
CEVAP:
Rüyalar, üstbenin bize çalıştırmak istediği konuyu hatırlatmak üzere gösterdiği görüntülerdir. Rüyalarınızı mümkün olduğu kadar başkasının yorumlamasını istemeyi bırakın. Çünkü o rüyanın yorumu tamamen size aittir. Sizce hangi yaşadığınız olaylardan sonra bu rüyayı gördünüz? Veya üstbene hangi soruları sorduğunuz sırada bu rüyayı gösterdi? Bu soruların hiçbiri yok ise, siz üstbene bir soru sorun: “Bana bu rüyayla ne anlatmak istedin?” Veya siz bu rüyada neler hissettiniz, o duygularınızı ve korkularınızı yaşadığınız yerleri hatırlamaya niyet edebilirsiniz.
İyi çalışmalar,
Yolun açık olsun,
Nil Avunduk

Nil Avunduk bu seminerinde;
AYNALAR nedir? AYNALIK tariflerini neye göre ve nasıl yaptığımızı, doğru ve gerçek aynalık tarifini nasıl yapacağımızı ve böylelikle de o aynalık tarifi ile dönüştüreceğimiz korkularımıza doğru bir şekilde nasıl ulaşabileceğimizi geniş bir şekilde anlatıp uygulamasını yaptırmaktadır.
devamı için tıklayınızdetay için lütfen “Seminer Programı” sayfasına bakınız.
devamı için tıklayınızBu DVD de Nil Avunduk’un 5 Ocak 2012 – 13 Şubat 2012 – 12 Mart 2012 tarihlerinde İstanbul’da vermiş olduğu üç ayrı seminer bulunmaktadır.
Bu seminerler ilk defa başlayanlar için de, uzun zamandır uygulayanlar için de çok önemli. İlk defa başlayanlar geçmişte ne hatalar yapıldığını algılayıp, kendi adımlarında bu hataları yapmayacak. Eskilerde ciddi bir şekilde kendilerini inceleyip nerelerde ne hatalar yaptıklarını bulacaklar.
İçsel temizliğin ne olduğunu tam olarak anlamak için tüm sayfaları ziyaret ederek video görüntülerini izleyebilirsiniz.
Her sayfadaki video görüntülerini izlediğinizde sayfanın anlamını veren seminerlerden o konularla ilgili alıntıları bulacaksınız. Bütün videoları izlediğinizde de tamamı iki saati bulan ve içsel temizliğin ne olduğunu anlatan bütün bir anlatıma ulaşmış olacaksınız.
Yolunuz açık olsun…
Nil Avunduk